Aynamızın yansıttıkları...... - Blogcu


Aynamızın yansıttıkları......

  • 8/3/2008 - Bedir savaşında namaz (OKUMAYA ÜŞENMEYİN ÇOK KISA ÖZ)
  • Kategori: islami hayat

    Bedir Savaşı’nda cemaatle namaz

    Namaz kılmak o kadar önemlidir ki, eğer imkân varsa savaşta bile namazı terk etmemek gerekir. Nitekim Peygamberimiz (a.s.m.) ve güzide sahabeleri Bedir Savaşı’nın en çetin anında bile cemaatle namaz kılmışlardı. Müşrik ordusu Müslümanlardan üç kattan daha fazlaydı. Tam bir ölüm kalım mücadelesi veriliyordu. Ama Allah Resulü ve ashabı canlarını kurtarmaktan ziyade, Allah’ın huzurunda yan yana, omuz omuza namaz kılmayı seçmişlerdi.

    Yarısı namaz kılarken diğerleri savaşmış, namaz kılanlar savaşırken diğerleri namazlarını cemaatle eda etmişlerdi. Bu husus, Kur’ân’da şöyle anlatılmaktadır:

    “Savaşta mü’minler arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir kısmı seninle birlikte namaza dursunlar ve silâhlarını da yanlarına alsınlar. Onlar secde ettikten sonra geri çekilip düşmana karşı dursunlar ve yerlerine henüz namaza durmamış olan diğer topluluk gelsin. Onlar da tedbirli şekilde ve silâhlarını yanlarına alarak seninle beraber namaz kılsınlar.” (Nisa Sûresi, 102)

    Müslümanların bir kısmı namazdayken bir kişiye altı düşman düşüyordu. Buna rağmen Müslümanlar mağlûp olmamışlar, kesin bir zafer kazanmışlardı.

    Namazı Yaşayanlar/Said Demirtaş/Nesil Yayınları

    Yorum ( 3 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 5/3/2008 - Sigara tüketimini bizde %80 arttı, ABD'de %20 düştü (sigara içince büyüyenler iyi okuyun)
  • Kategori: genelkultur

    Sigara tüketimini bizde patlatan, ABD'de düşüren sır



    Sigara konusunda, Türkiye dünyadaki en acınacak durumdaki ülkelerden. Son 20 yılda çarpıcı bir gelişme yaşandı. ABD'de sigara tüketimi yüzde 20 düştü, bizde yüzde 80 arttı. Dr. Saim Şendil, bu çarpıcı tabloyu yorumladı.

    05 Mart 2008 18:42
    Yazı boyutunu büyütmek için            
    Sigara tüketimini bizde patlatan, ABD'de düşüren sır 

    Dr. Saim Şendil'in yazısı:

    Martın ilk haftasını yıllardır Yeşilay Haftası olarak değerlendiriyoruz.

    Bu haftada sigaranın zararları üzerine panel ve konferanslar düzenliyoruz. Okullarda daha etkin olarak öğrencilere bu haftada sigaranın zararları anlatılmaktadır. Buna rağmen ülkemizde sigara bağımlılığının giderek artmakta olduğu acı gerçeği karşımızda durmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) raporuna göre son 20 yılda ülkemizde sigara tüketimi yüzde 80 artarken ABD’de yüzde 20 azalmış durumda. Her yıl ortalama 100 bin insanımızı sigara sebebiyle kaybediyoruz.

    Sigaranın insan sağlığına verdiği zarar çok aşikardır. Muhtevasının katran, nikotin, karbonmonoksit, siyanür ve arsenikte dahil birçok zehirli maddeden ibaret olduğunu bilmeyen yoktur.

    SİGARANIN ZEHRİNİ GÖRMEK İÇİN

    Zehri görmek için sigara tablasında izmariti bir süre unutmanız yetecektir. Bir tek sigaranın tablada bıraktığı katran izi tabiiki yıllar içinde ciğerimizi tedavi edilmez bir katran yuvasına çevirmektedir. Bir tek sigara içildiğinde evin her tarafını saran ve gün boyu çıkmayan o koku tabii ki vücudumuzun en ücra damarlarına kadar gidip zarar vermektedir.

    Etrafımızda sigara yüzünden bacağı kesilen, kanser hastalığına yakalanan, yaşlılığında nefes alamaz hale gelmiş yakınları bulunan birçoğumuzun sigara içmeye devam ettiğini müşahade ediyoruz. Buda sorunun çok yönleri ile ele alınması gereken fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik boyutları olduğunu ortaya koymaktadır.

    CİĞERİMİZE SIKILAN BİR KURŞUN

    Toplumuzun sosyolojik yapısı incelendiğinde, “Atın ölümü arpadan olsun”, “Battı balık yan gider” atasözlerini karşılaştığı her riskli durumda ifade eden bir yapımız var.. Hatta bazılarımızın bu sözü battı fishing yan going şeklinde bilimselleştirerek kullandığını duymayanımız yoktur. Bu topluma sadece sigaranın sağlığa verdiği zararları anlatmanın bir şey ifade etmediği çok açıktır. İnsanımızın milli menfaatlerin korunması, toplumuza yapılan her türlü saldırının püskürtülmesi konusundaki hassasiyetinin en az sağlığına verdiği önem kadar hatta ondan fazla olduğunu biliyoruz.

    Sosyolojik olarak irdelemek gerekirse sigarayı ciğerimize atılmış bir kurşun olarak ifade edebiliriz. Bir insanın 1 ayda içtiği sigaraların tümünün nikotininin bir anda vucuda verilmesi söz konusu olsa o kişiyi aniden öldüreceği düşünüldüğünde sigara gerçektede yavaş yavaş öldüren bir kurşundur.

    Onun için kültürümüzde sigara kullanımı yavaş yavaş oluşan tedrici intihar sayılmıştır. Ayrıca bize başkaları tarafından atılmıştır ve atılmaktadır. Çünkü gençliğimizin uyuşturucuya giriş kapısıdır.

    EKONOMİYE HER YIL 3 MİLYAR DOLARLIK YÜK

    Sigara içmeyen bir çocuğumuz uyuşturucuya karşıda anlamlı bir korunma içine girmiş demektir. Ayrıca sigara sadece içeni değil etrafındakileride zehirlemektedir. Hatta etrafında bulunanlar sigara bağımlısı değilse onlara daha çok zarar verdiği tesbit edilmiştir. Buradan anlaşılıyor ki bu topluma atılan bir kurşundur. Kurtuluş Savaşı’nda atılanlar gibi ciğerimize atılan bu kurşun aynı zamanda ülkemiz ekonomisine atılmaktadır. Sigaranın sağlık harcamaları da gözönüne alındığında ekonomimize her yıl 3 milyar dolar yük getirdiği ifade edilmektedir. Yani bu kurşunu atanlar bir taşla bir çok kuşumuzu vurmakta, bir çok fidanımızı kesmekte ve üstelik elini cebimize atarak ekmeğimizden artıırdığımız parayı alıp götürmektedir.

    SİGARA BATI’DA STATÜ KAYBI

    Kendi gençliğine reva görmediği bu zehir ile ülkesinde çok yönlü mücadelelere girişen bu ülkeler ülkemizde ellerinden gelen her metodla özendirmeler ile tüketimi arttırmaya çalışmaktadır. ABD’de ve gelişmiş ülkelerde sigara kullanımı bir sosyal statü kaybı olarak algılanmaktadır. Sigara kullananlar bağımlı kabul edilmekte ve başkalarına verdikleri zararın önüne geçilmeye çalışılmaktadır.

    Halbu ki gelişmekte olan ülkelerde halen sigaraya özendirici propagandalar devam etmektedir. WHO Dünya Sağlık Örgütü tarafından bu durum “Sigara üreticileri gelişmiş ülkelerde yasaklardan dolayı satamadıkları yüksek katranlı ve yüksek nikotinli sigaraları gelişmemiş ülkelerin pazarına sürmektedir” şeklinde rapor edilmiştir. Hedef gençlerimizdir. Bugünün sağlıklı gençlerini yarının sigaraya bağımlı devamlı müşterisi yapmaktır. Çünkü sigara içmeyi deneyen gençlerin yarısı sigara bağımlısı olmaktadır. Bu bağımlı gençlerimiz de diğerlerine göre uyuşturucu bağımlılığı yönünden çok büyük risklerle karşı karşıya kalmaktadırlar.

    SİGARAYA KARŞI KURTULUŞ SAVAŞI

    Bu millet Kurtuluş Savaşı’nda bırakın sigarasını ekmeğinden fedakarlık etmişti. Toprağına kasteden düşmanlara karşı yardan anadan serden geçerek mücadele vermişti. Sigara içerek kendi sağlığına yazık eden insanımız sigaranın arkasındaki, gençliğimize yönelmiş düşman namlusunu görebildiğinde hiç olmazsa evladının bu zehre bulaşmaması için elinden geleni yapacaktır. Sigaranın gençliğimize, ciğerimize atılmış bir kurşun olduğunu görmesi bu konudaki kararlılığını arttıracaktır.

    Sonuç olarak bir toplu başkaldırı ile bu kurşuna karşı duralım. Nesillerimizi sigaraya başlamaktan koruyalım. Sağlığımıza, gençliğimize toplumumuza yazık etmeyelim. Sigaraya karşı da bir Kurtuluş Savaşı başlatarak bu necip milletin düşmanlarının her türlü kötü niyet ve emellerini kursaklarında bırakalım diyorum..

    Uzman Doktor Seyfettin Saim ŞENDİL
    Aile Hekimliği Uzmanı

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 1/3/2008 - EŞ VE HAYAT ARKADAŞI PEYGAMBER NASILDI?
  • Kategori: islami hayat

    Eş ve Hayat Arkadaşı Peygamber

    Eşlerin gönlüne sevgiyi, ilgiyi ve yakınlığı bahşederek, dünya hayatının sıkıntılarına birlikte dayanmalarını lûtfeden, birbirleri için huzur kaynağı olmalarını sağlayan şanı yüce Allah Teala’ya hamd ü senalar, son peygamber olarak gönderilen ve hayatının her halinde “en güzel örnek” olduğu gibi, eşleri için eşsiz bir hayat arkadaşı olarak bizlere bu konuda da rehberlik eden Hz. Muhammed (sav)’e binlerce salât ve güllerce selam olsun…

    “Modern hayat” denilen keşmekeşlerle dolu yaşantımızda, asırların eskitemediği güzellikteki hayat tarzıyla Hz. Peygamber (sav), yine en büyük öğretmenimiz olarak elimizden tutuyor. Yeter ki, biz O’nun sünnetini tutmak için bir el uzatmış olalım!...

    Bu yazımızda, Kutlu Doğumuyla bir kez daha gönüllerimize konuk olan Hz. Peygamber’in (sav) eşleriyle olan ikili ilişkilerini, onu bize bir eş ve hayat arkadaşı olarak anlatan bilgiler çerçevesinde ele almaya çalışacağız.

    Allah Teala tarafından “mü’minlerin anneleri” olarak nitelendirilen ve büyük bir şeref bahşedilen Peygamberimizin eşleri, o muhterem hanımefendiler sayesinde bizler, Yüce Resul (sav) hakkında pek çok bilgiye sahibiz. Denilebilir ki, hayatı hakkında en detaylı bilgilere sahip olunan tek kişi Hz. Muhammed (sav)’dir. Çünkü O, bakan her gözün kapasitesi ölçüsünde kaydettiği nice güzelliklerin sahibiydi… O’na hayat arkadaşı olarak yakın olan eşlerinin ise bu hususta ayrı bir rüçhaniyetinden daha tabii ne olabilirdi? Şimdi, bu müstesna insanların, verdiği bilgiler çerçevesinde, muhtelif başlıklar altında konuyu incelemeye çalışalım.

    Eşlerine Karşı İlgisi

    Sevgili Peygamberimiz (sav) genellikle sabah ve ikindi namazlarından sonra mutlaka eşlerini ziyaret eder, hal ve hatırlarını sorar, dertlerini, şikâyetlerini dinler, gönüllerini alıcı ifadelerde bulunurdu. Kısaca, onlara değer verdiğini hissettirirdi. Zaman zaman bu ziyaretlerinde eşlerine ev işlerinde bizzat kendi elleriyle yardımcı olurdu. Onu bize anlatan Hz. Aişe (ra): “Resulullah, hanımlarıyla baş başa kaldığında insanların en nezaketlisi ve güler yüzlüsüydü…” Eve girişinde mutlaka hanımına selam veren Peygamberimiz (sav), geceleyin geldiği takdirde, uyuyanı uyandırmayacak, fakat uyanık olan bir kimsenin duyabileceği bir sesle yine selam vererek içeri girerdi. Hz. Enes, sevgili Peygamberimizin (sav), eşi Hz. Safiye (ra) rahatça binsin diye dizlerine bastırarak deveye bindirdiğini aktarmaktadır bizlere… Bu bilgiler, günümüz Müslümanı olan bizler için acaba ne kadar yön veriyor hayatımıza?... Muhasebesini okuyucunun takdirine bırakırken, tam burada söylenmesi gereken birtakım şeylerin de olduğuna inanıyoruz. Günümüzde bir Müslüman, evinde eşine karşı nazik ve mütebessim olmayı başarabiliyorsa eğer, ve yine herhangi bir vasıtaya binerken yardımcı oluyor ve kapıyı açma nezaketinde bulunabiliyorsa, denilebilir ki, bu tavırlarının ve davranışlarının hepsi ona bir sünnet-i seniyye sevabıyla geri dönmektedir. Eşi tarafından böylesi bir ilgiye mahzar olan Müslüman bir hanımefendinin mutluluğunu tarife ise bilmem gerek var mı?… Babasının böylesi bir davranışta bulunduğunu gören erkek çocuklar için de bunun ne denli eğitici olacağını varın siz düşünün…

    Bir başka hadisinde, “Eşinin ellerini avuçlarına alarak yüzüne bakmasını ve o esnada birbiriyle bakışmalarını Allah’ın kendilerine rahmet nazarıyla bakmasına bir vesile” olarak gören ve bu davranışları sonucunda karı-kocanın “parmaklarının arasından günahlarının dökülerek” affedileceğine dair müjde veren Yüce Resul (sav), kanaatimizce eşler arasındaki muhabbetin fiziksel temasla da hissettirilmesini istemekteydi. Çünkü biliyoruz ki, eller ve parmaklar, sevginin aktarılmasında önemli bir rol oynarlar. Netice olarak, diyebiliriz ki, eşlerin, ellerinden tutarak birbirlerine sevgiyle bakmaları bile bir sünnet-i seniyye olarak onlara sevap kazandıran bir davranış hükmüne dönüşür.

     

    Eşleriyle Birlikte Zaman Geçirmesi

    Sevgili Peygamberimiz (sav), eşleriyle birlikte geçireceği zaman dilimlerine sahipti. O, aile fertlerinin eğlenme ve dinlenme gibi ihtiyaçlarını karşılar, meşru eğlencelerden onları da yararlandırmaya çalışırdı. Ramazan ve Kurban bayramı merasimlerine kızlarını ve eşlerini de götürürdü. Bir bayram günü mescidde Habeşlilerin sergiledikleri gösterileri seyretmek isteyen Hz. Aişe’ye (ra) bu hususta bizzat yardımcı olmuştu. Hatta zaman zaman yine Hz. Aişe (ra) validemizle koşu müsabakası yapmıştı. Çeşitli vesilelerle yaptığı şakalarla, eşleri için hayat sevinci olan sevgili peygamberimiz (sav), bu konuda da ümmetine en büyük örnek olmuştur. Denilebilir ki, yoğun gündemlerle her günü dolu dolu geçen günümüz Müslümanı, ailesine ve özellikle de eşine zaman ayırma hususunda gereken hassasiyeti göstermemekte ve bu konuda sürekli olarak ailesinden fedakârlık beklemektedir. Peygamberlik gibi büyük bir vazifeyi, devlet başkanlığını, öğretmenliği, ordu kumandanlığını üstlenmiş bir şahsiyet olarak karşımızda duran Hz. Resul (sav) ise adeta bizlere seslenerek şöyle demektedir: Ne kadar meşgul olursanız olun, şu tavsiyemi unutmayın: “Nefsinizin, ailenizin ve her hak sahibinin, üzerinizde hakkı vardır. O halde her hak sahibine hakkını verin!”

    Bu bağlamda diyebiliriz ki, Müslüman erkek, eşine ve çocuklarına has kıldığı zaman dilimleri oluşturmalı, birlikte ibadet, seyahat ve ziyaret ortamlarına sahip olmalıdır. Böylesi zaman dilimlerinin, bir eğitim-öğretim ortamı olması da sağlanabilir. Zira sevgili Peygamberimiz (sav) özel vakit ayırarak eğittiği eşlerinin birer öğretmen haline gelmelerini sağlamıştı. Hz. Aişe’nin (ra) ashabın fakihlerinden biri olmasında ve 2210 hadis aktarmasında, onun için ayrılan vakitlerin önemli bir rolü olsa gerektir.

    Ev İşlerinde Eşlerine Yardım Etmesi

    Alemlere rahmet olarak gönderilen” Yüce Resûl (sav) eşleri için de bir rahmet vesilesiydi… Hz. Aişe (ra) validemiz, O’nu bize anlatırken, “evinde elbisesini diken, ayakkabısını yamayan, keçileri sağan, kendi işlerini kendisi gören” bir peygamberden söz etmektedir. Birçok kimsenin yapmaktan kaçındığı veya kendisi için uygun görmediği bu davranışları yaparken O, çağlar ötesinden bize bir mesaj vermek istiyordu adeta… Kanaatimizce, günümüzde bir Müslüman erkek, isterse şayet, ibadetlerini yerine getirme konusunda yardımcı olduğu eşinin her ibadetine ortak olabilir. Eşinin ev işlerinde ona hayatı kolaylaştıracak birtakım cihazları ve ev aletlerini almak için harcadığı her kuruşun, kendisi için bir sevap kaynağı olmasını sağlayabilir. Çünkü sevgili Peygamberimiz (sav): “Kişinin Allah yolunda harcadığı paraların en hayırlısı, ailesi için harcadıklarıdır.” buyurmaktadır. Unutmamak gerekir ki, hanımına dünya işlerinde yardım etmeyen kişinin, kendisine ahiret işlerindeki teşviki etkili olmaz!... Geceleri kalkarak namaz kılan ve eşlerini de buna teşvik eden, Ramazan’ın son on gecesinde hanımlarının da ibadetle uyanık kalmalarını isteyen Peygamberimizin (sav) bu tavsiyelerinin etkili olmasında, günlük hayatlarında onlara sağladığı kolaylıkların da bir payı vardır düşüncesindeyiz.

    Konuyu bir hadis-i şerifle bağlamak istiyoruz: “İçinizdeki en hayırlı kimseler hanımlarına karşı en iyi davrananlardır.”

    eilahiyat.com

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 29/2/2008 - EVLİLİKTE SEVGİNİN DÜŞMANLARI
  • Kategori: genelkultur


    Evlilikte sevgiyi neler öldürür?



    Bitti, seninle aramızdaki sevgi öldü. Sanırım boşanmaktan başka çaremiz yok." Eveeet!.. Şimdilerde pek sık duyar olduk böyle cümleleri. Peki ama neden? İşte nedenlerden birkaçı:

    28 Şubat 2008 10:40
    Yazı boyutunu büyütmek için            
    Evlilikte sevgiyi neler öldürür? 

    Saygısızlık

    Kimi eşler, evlenir evlenmez "Karı-koca arasında resmiyet mi olur?" düşüncesiyle saygıyı rafa kaldırıyorlar. Halbuki saygı sevgiyi besler. Her kaba söz ve davranış, sevgi duvarından koparılan tuğladır.

    Sevgisizlik

    Kimileriyse evlendikten sonra "seni seviyorum" demeyi angarya görerek, "Ona devamlı sevdiğimi hatırlatmama ne gerek var?" diyorlar. Sevgiyi açığa vurmamak odun atılmayan ateş gibi, sevgi ateşini söndürmektir.

    İlgisizlik

    Saksıdaki menekşenizin gelişip çiçek açması için su neyse, sevgi çiçeğinizin büyüyüp gelişmesi için ilgi de odur. İlgi sevgi çeşmesinin musluğu, ilgisizlik kör tapasıdır.

    İletişimsizlik

    "İnsanın ihtiyacını en fazla tatmin eden kalbine karşı bir kalbin bulunmasıdır ki, her iki taraf sevgilerini, aşklarını, şevklerini karşılıklı değiştirsinler. Lezzetlerde ortak, kederli şeylerde birbirine yardımcı olsunlar. Evet bir işte hayrette kalan bir adam, birinin gelip kendisiyle o hayreti paylaşmasını ister." Bu paylaşım olmadığı zaman eşler, kendilerini yalnız hisseder. Çünkü iletişim, sevginin dilidir. İletişimsizlik sevgi dilinin katilidir.

    Bencillik

    Şefkat, merhamet ve fedakârlık duygusundan yoksun olarak erkeğin "yuvayı dişi kuş yapar" mantığıyla her şeyi kadından beklemesi; kadının da aşırı beklenti içinde olması sevginin ölümüdür. Çünkü, bencillik sevgiyi öğüten değirmendir.

    Negatif düşünce

    Bazı eşler, sürekli "Neden bana öyle söyledin?" diye her şeyi yanlış değerlendirerek eşinin kendisini sevmediğini düşünür. Sürekli yanlış anlaşılan eş, kendisini savcı karşısında yargılanan suçlu gibi hissetmeye başlar. Negatif düşünce, sevginin ölüm fermanına atılan imzadır.

    Alkol, kumar gibi alışkanlıklar

    Alkol, sevgi çeşmesine atılan zehir, kumar sevgi yumağını mahveden bomba, kötü alışkanlıklar sevgiyi yutan canavardır.

    Kin, nefret, öfke...

    Kin sevginin buzdolabı, öfke sevginin barut fıçısı, nefret sevginin celladıdır.

    Kültür boşluğu

    Kitap okuma hastası olan birisiyle kitaptan nefret eden birisinin arasında uçurumdan başka ne olur?

    Huy ve mizaç uyumsuzluğu

    Birbirlerini sevseler de farklı huy ve mizaçta olan zıtlaşmalar, pişmiş sevgi aşına katılan soğuk sudur.

    Aile yakınlarının araya girmesi

    Kayınvalide, görümce, hala, teyze vb. yakınların eşlerin arasına girmesi, eşler arası sevginin idam kararını veren aile mahkemesidir.

    Eşini değiştirmeye çalışmak

    Sürekli "şöyle hareket et, şöyle davran, şöyle konuş" diyerek eşi çocuk eğitir gibi eğitmeye kalkışmak, sevginin ölüm tuzağıdır.

    Şiddet

    Eşe atılan her tokat, sevgi bağını kesen bir makastır.

    Dinî inançlar

    Birisi namaz kılarken diğerinin namazla alay etmesi. ...Ve sevgi dış güzelliğe kalır ve dünyevi ve nefsani olursa o sevgi çabuk bozulur.
    Gülay Atasoy

    Zaman

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 28/2/2008 - CUMA GÜNÜNÜN FAZİLETLERİ
  • Kategori: islami hayat

    Cuma gününün faziletleri..



    Cuma günü müslümanlar için 'özel bir gün' dür. Bu günde yapılması faziletli davranışları, duaları sizin için derledik..

    28 Şubat 2008 09:41
    Yazı boyutunu büyütmek için            
    Cuma gününün faziletleri.. 

    CUMÂ GÜNÜNÜN SÜNNETLERİ

    Cumâ gününün 20 sünneti ve edebi vardır. Bunlar şunlardır:

    1- Cumâyı Perşembe’den karşılamalıdır. Meselâ; yeni ve temiz elbiseyi hazırlamalı, işleri bitirip Cumâ’yı ibâdetle geçirmeye gayret etmeli.

    2- Cumâ günü, Cumâ namazı için gusül abdesti almalı. (Bu gusül hakkında, farz diyenler de vardır.)

    3- Başı tıraş etmeli. Sakalın bir tutamdan fazlasını ve tırnakları kesmeli ve beyaz giymeli.

    4- Cumâ namazına mümkün olduğu kadar erken gitmeli.

    5- Ön safa geçmek için, cemâatin omuzlarından aşmamalı.

    6- Câmide namaz kılanın önünden geçmemeli.

    7- Erken gidip birinci safta yer almalı.

    8- İmam minbere çıktıktan sonra hiçbir şey söylememeli, ezanı da tekrar etmemeli.

    9- Namazdan sonra, Fâtiha, Kâfirûn, İhlâs, Felak ve Nâs sûrelerini 7 defâ okumalı.

    10- İkindiye kadar câmide kalıp, ibâdet etmeli.

    11- Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından anlatan âlimlerin dersinde bulunmalı.

    12- Cumâ günü duânın kabul olduğu vakti aramalı, bunun için hep ibâdet etmeli.

    13- Cumâ günü çok salevât-ı şerîfe getirmeli.

    14- Kur’ân-ı kerîm ve Kehf sûresini okumalı.

    15- Az veya çok sadaka vermeli.

    16- Ana-babayı veyâ bunların ve sâlih Müslümanların ve evliyânın kabirlerini ziyâret etmeli.

    17- Ev halkının yemeklerini bol ve tatlı yapmalı.

    18- Çok namaz kılmalı, namaz borcu olanlar kazâ namazlarını kılmalı.

    19- Cumâ gününü, ibâdetle geçirmeli.

    20- İkindiden sonra, seccâde üzerinde elinden geldiği kadar; “Yâ Allah! Yâ Rahman! Yâ Rahîm! Yâ Kavî! Yâ Kadir!” deyip, sonra duâ etmelidir.

    Hanımlar.com

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    Sevincler paylaşıldıkça artar, üzüntüler paylaşıldıkça azalır. Haliyle bilgiler paylaştıkça daha cok kişiye ulaşır.İstifade olanlar artsın maksat.

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS
  • www.haber7.com
  • www.ahmet-bulut.com

    Arkadaşlarım

  • tahtaiskele
  • seer
  • fahri
  • dingorevlileri
  • metekan
  • Sayfa: 1 - Toplam: 10
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa